2 Ocak 2009 Cuma

Türkler seçilmiş bir ulustur. Ne mutlu Türk'üm diyene!

Anadolu yarımadası neden bu kadar önemlidir ve bütün Dünyanın gözü niçin bu topraklardadır? Bu soruya cevap bulmak için derin bir araştırma yapmak gerekmektedir. Ben de uzun bir süre bu konuda araştırma yaptım. Yaptığım araştırmada şu sonuca vardım. Bu topraklar kutsal topraklardır. Bu topraklarda yaşayan Türkler de seçilmiş bir ulustur. Araştırmamın kısa bir bölümünü herkesle paylaşmak istiyorum.
Adem ve Havva’nın Dünya üzerinde yerleştirildikleri yer, şu anda Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenliği altındaki Doğu Anadolu bölgesidir. Yani Türklerin Anadolu’ya yerleştikleri ilk yer olan bölge. Yerleşim alanları tüm yarımadayı kaplamıştır. Adem ve Havva'nın yeryüzüne yerleştirildikleri yerle ilgili bu gerçek, ilk Kutsal Kitap olan Tevrat ayetinde de yazmaktadır.
BAP 2
14 - Ve üçüncü ırmağın adı Dicledir; Asurun önünden akan odur. Ve dördüncü ırmak Fırattır.
Tevrat/Tekvin
Nuh Peygamber’in gemisi Tevrat’a göre Ağrı (Ararat) Dağı’na oturmuş, Kur’an’a göre de Cudi Dağı’na oturmuştur. Sonuçta ikisi de Anadolu’dadır.Allah tarafından gönderilen Peygamberlerin bazılarının yaşadıkları bölgelere de bir göz atalım:İbrahim ve Lut Peygamberin ilk yaşadıkları yer Şanlıurfa’nın ilçesi Harran’dır. Bilindiği gibi Hz. Eyüp de Şanlıurfa’da yaşamıştır. Hz. Süleyman’ın Krallık ettiği İsrail Devletinin sınırlarının da Diyarbakır’a kadar dayandığı bilinmektedir.Hz. İsa’nın havarilerinin İsrail topraklarından çıktıktan sonra yöneldikleri yer Anadolu’dur ve ilk kiliseyi Antakya (Hatay) iline yapmışlardır. Zalim Kral’dan kaçan ve 7 uyuyanlar adlı efsaneye kahraman olan havarilerin kaldıkları mağara Tarsus’tadır. Havarilerin güzergahı, Konya, Ege ve Selanik olarak devam etmiştir. İncil’in vahiy bölümünde konu edilen 7 kilise de Anadolu’dadır.Bütün bunlar bize gösteriyor ki Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenliği altındaki Anadolu toprakları, kutsal topraklardır. Bu topraklarda yaşayan Türkler de seçilmiş bir toplumdur. Çünkü aşağıdaki ayetlerde vurgulanmak istenen topluluk Türklerdir. Kur’an’da geçen şu ayetleri gözden geçirelim:
54 - Ey inananlar, sizden kim dininden dönerse (bilsin ki) Allah, yakında öyle bir toplum getirecek ki (O) onları sever, onlar da O’nu severler. Mü’minlere karşı alçakgönüllü, kafirlere karşı güçlü ve şiddetlidirler. Allah yolunda cihad ederler, hiçbir kınayıcının kınamasından korkmazlar. Bu, Allah’ın bir lutfudur, onu dilediğine verir. Allah(ın lutfu) geniştir, (O), bilendir.
Kur’an/ Maide
19 - Allah’ın, gökleri ve yeri hak (ve hikmet) ile yarattığını görmediler mi? Dilerse sizi götürür ve yepyeni bir halk getirir.
Kur’an/İbrahim
16 - Dilese sizi götürür ve yeni bir halk getirir.
Kur’an/Fatır
38 - İşte sizler Allah yolunda harcamaya çağırılıyorsunuz; ama içinizden kimi cimrilik ediyor. Cimrilik eden, kendi nefsine karşı cimrilik etmiş olur. Allah zengindir, siz yoksulsunuz. Eğer yüz çevirecek olursanız, Allah yerinize başka bir toplum getirir de onlar sizin gibi olmazlar.
Kur’an/Muhammed
Okuduğumuz ayetlerde bir toplumdan, bir halktan söz edilmektedir. Bu Allah tarafından seçilmiş bir millettir. Az önceki iddiamı kanıtlayabilmek için biraz daha araştırma yaparak bu topluluğun hangi topluluk olduğunu ispat etmeye çalışacağım.Kur’an’daki şu ayetleri de dikkatle okuyalım:

83 Sana Zu’l-Karneyn’den soruyorlar. De ki: “Size ondan bir anı okuyacağım.”84 “Biz onu yeryüzünde güçlü kıldık ve ona her şeyden bir sebep (ulaşmak istediği her şeye ulaşmanın yolunu, aracını) verdik.85 O da bir yola girdi.,86 Nihayet güneşin battığı yere ulaşınca onu kara balçıklı bir gözede batar buldu. Yanında da bir kavim buldu. Dedik ki: “Ey Zu’l-Karneyn, (onlara) ya azabedersin, veya kendilerine güzel davranırsın.”87 dedi: “Kim haksızlık ederse ona azabedeceğiz, sonra o, Rabbine döndürülecektir. O da ona görülmemiş bir azabedecektir.”88 “Fakat inanıp iyi iş yapan kimseye de en güzel mükafat vardır. Ona buyruğumuzdan kolay olanı söyleyeceğiz (yapılması kolay işleri emredeceğiz).89 Sonra yine bir yola girdi.90 Nihayet güneşin doğduğu yere ulaşınca onu, güneşe karşı kendilerine bir siper yapmadığımız bir kavim üzerine doğar buldu.91 İşte (Zu’l-Karneyn) böyle (idi). Onun yanında daha nice bilgi ve yetki bulunduğunu biliyorduk.92 Sonra yine bir yola girdi.93 Nihayet iki sed arasına ulaşınca onların önünde hemen hiç söz anlamayan bir kavim buldu.94 Dediler ki: “Ey Zu’l-Karneyn, Ye’cuc ve Me’cuc, bu yerde bozgunculuk yapıyorlar. Bizimle onların arasına bir sed yapman için sana bir vergi verelim mi?”95 dedi ki: “Rabbimin beni içinde bulundurduğu imkanlar daha iyidir. Siz bana (insan) güc(ü) ile yardım edin de sizinle onlar arasına sağlam bir engel yapayım.”96 “Bana demir kütleleri getirin.” İki dağın arasını aynı düzeye getirince “Üfleyin!” dedi. Nihayet o (demir kütleleri)ni bir ateş haline sokunca: “Getirin bana, üzerine erimiş bakır dökeyim” dedi.97 Artık (Ye’cuc Me’cuc) onu ne aşabildiler, ne de delebildiler.98 (Zu’l-Karneyn) dedi: “Bu, Rabbimin bir rahmetidir. Rabbimin va’di geldiği zaman onu yerle bir eder; Şüphesiz Rabbimin va’di gerçektir.99 Biz (va’dimizin geldiği) gün (Ye’cuc Me’cuc)u bırakmışızdır, birbiri içinde dalgalanmaktadırlar. Sur’a da üflenmiştir ve onları hep bir araya toplamışızdır.
Kur’an/Kehf
Zülkarneyn’in girdiği üçüncü yolda anlatılmak istenenin ne olduğunu biraz araştıralım ve Türk mitolojisine bir göz atalım:
“ Hunlar, Kafkas Dağları’nda bulunan geçit kapının üzerinde oturuyorlardı. Büyük İskender, Hunlar güneye inmesinler diye, ordusunu alarak Doğu Anadolu’ya gelir, Ağrı Dağı’nı aşar. Dağın ardında dağlarla çevrili büyük bir ova vardır. İskender hayret eder, oradakiler bu dağlara hiçbir insanoğlunun çıkamadığını söylerler, dağların ardında Nuh Peygamber’in oğlu Yasef’in soyu yaşamaktadır. Bunun üzerine İskender, bu kavimlerin geçmemesi için dev bir kapı yapılmasını emreder. Üç bin demirci, üç bin bakır ustası toplanır ve kapıyı yaparlar. Kapı Daryal geçidine konur. Ama İskender bir gün bu kapının da yetersiz kalacağını bilmektedir ve kapıya bir kitabe koydurur; “Bir gün gelecek ki Hunlar bu kapıyı aşıp İran ve Roma ülkelerini ele geçireceklerdir. 927 yıl sonra oturdukları yerden çıkıp yeryüzüne yayılacaklardır. Dünya daha önce olduğu gibi, onların atlarının ayakları altında titreyecektir. Kapının yapılışından 950 yıl sonra, Hun Kralı buradan geçecek ve Tanrı’nın emri ile bütün dünyayı kontrol altına alacaktır.
”Bütün bunların ne anlama geldiğini araştıralım:
Kur’an’da sözü edilen topluluk ile mitolojide sözü edilen topluluk Türklerdir. Bunun için Türklerin ve Türkiye’nin tam bağımsızlığa ve özgürlüğe kavuşması lazımdır. Esir bir ulus başkalarını esaretten kurtaramaz. Bunu zamanı geldiğinde Türkler kanıtlamışlardır. Son örnek de Atatürk’tür. Konumuza bu sefer bir destanla devam etmek istiyorum. Türklerin bağımsızlığa ve özgürlüğe ne kadar önem verdiklerini açıklaması bakımından bu destan çok önemlidir. Bu destanın adı Ergenekon destanıdır.
“Sürülerini sürüp dağlara doğru ilerleyen Kıyan ve Nüküz aileleri, dar bir yol bulup dağları aştılar. Vardıkları yere, geldiklerinden başka yol yoktu. O yol ise, bir devenin, bir keçinin bile çok zor yürüdüğü tehlikeli bir geçitti. İnsanın ayağı biraz kayacak olsa, yanlış bir adım atsa, uçuruma düşer, parça parça olurdu. Bu yolu aşıp ulaştıkları yer cennet kadar güzeldi. Gürül gürül akan sular, gür ormanları, atların beline gelen otları, çayırları, türlü av hayvanları vardı. Bu güzel yere Ergenekon (Ergene Kon) adını verdiler. (“Ergene” dağ kemeri,”Kon” ise sarp, dik anlamına geliyordu.) Ergenekon’da Kıyan ve Nüküz’ün birçok çocukları oldu. Kıyan’ın (Büyük bir olasılıkla Kayı) Çocukları daha çoktu. Onun çocuklarına Kıyat (Kıyan’ın çoğulu), Nüküz’ün çocuklarının nicesine (Nüküzler), bir nicesine de (Dürlügünler) dediler. Kıyan (dağdan hızla inen sel) anlamına geliyordu.Kıyan ve Nüküz’ün soyları burada çoğaldı. Her aile (uruk) adıyla bir oymak oldu.Kıyan ve Nüküz’ün soyundan gelenler Ergenekon’da tam 400 yıl kaldılar. Artık buraya sığmaz olmuşlardı. İleri gelenler aralarında toplanıp şöyle konuştular. “ Atalarımızdan duyardık, Ergenekon dışında, geniş ve güzel bir ülke varmış. Bizim uruğumuz orada otururmuş, düşman boyları atalarımızı kırmışlar, yurdumuzu almışlar. Artık çoğaldık, korkumuz yok. Bir yol bulup buradan çıkalım.” Ergenekon’dan çıkmaya ve bir çıkış yolu aramaya başladılar. Ama yol bulunmuyordu. Bir gün bir demirci gelip şöyle dedi: “ Ben geçit verecek bir yer gördüm, ama orada demir madeni var, bu demirin bir kat olduğunu sanıyorum. Onu eritirsek yol açılacaktır.” Demircinin fikrini beğendiler. Buyruklar çıkarıp herkesin odun kömür getirmesini istediler. Sonra, demir dağın uygun yerine bir kat odun, bir kat kömür dizdiler. Dağın üstünü, sağını solunu odun kömür ile doldurdular. Yetmiş deriden körük yapıp yetmiş yere kurdular. Ateş yakıp körüklediler. Tanrı’nın gücüyle demir eridi ve yüklü bir deve geçecek kadar yol açıldı. O ayı, o günü, o saati belleyip dışarı çıktılar.” O gün bayram sayıldı. Göktürkler bu bayramı her yıl kutlar oldular.
Ergenekon destanında belirtildiği gibi bu ulusu zapt edecek hiçbir güç yoktur. Çünkü seçilmiş topluluk Türklerdir. Bu topluluk asla esaret altında yaşayamaz. İslam kaynaklarına göre Büyük İskender; “İskenderi Zülkarneyn”dir. Yani Zülkarneyn Araplar tarafından Büyük İskender olarak bilinir. Türklerin nasıl bir ulus olduğunu daha eski metinleri inceleyerek araştırmamıza devam edelim:
“Oğuz Kağan bir yerde Tanrı’ya yalvarırken,birden karanlık bastı, bir ışık düştü gökten!Öyle bir ışık indi, parlaktı Ay’dan ve Güneş’ten!Oğuz Kağan yürüdü ışığın yakınına,ortasında bir kızın oturduğunu gördü! Bir ben vardı başında, ateş gibi ışığı, çok güzel bir kızdı bu, sanki Kutup Yıldızı!... Oğuz kızı görünce, aklı gitti beyninden,kıza vuruldu birden, sevdi kızı gönülden,kızla gerdeğe girdi, aldı dileğinden...”
Oğuz Destanı: 35 – 41
Oğuz destanından anlaşılacağı gibi Oğuz soyu da Hz.İbrahim’in ikinci oğlu Hz. İshak’ın ve soyu gibi mucizevi bir şekilde oluşmuştur. Hz. İbrahim’in soyu Nuh’un oğullarından Sam’a dayanmaktadır. Bu ırka Sami ırkı denir. Oğuz soyu ise Nuh Peygamberin son oğlu Yasef’e dayanmaktadır. Açıkça anlaşılacağı gibi bu yeni topluluk Türk’lerdir.
Ne Mutlu Türk'üm diyene!

Araştırmacı yazar:

Ahmet Hüseyin DAMARLI

0 yorum: